Bu olaya mantıklı bir yanıt bulamıyorum ve hala kanımı donduran bu olayın şokunu yaşıyorum.
Bulunduğumuz bölge beldenin dışında ve tepelik bir bölge, çevremizde yalnızca birkaç tane ev bulunuyor ve ana yola uzaklığı yaklaşık 1,5 km. yüksek bir nokta olduğu için rüzgarla birlikte, 15 km uzaktaki büyük bir kasabanın ışıklarının verdiği manzara oldukça keyifli.
İki gün öncesi, akşam saat 9 civarları; kız arkadaşım tatilde olduğu için uzun bir görüşme yapma isteği duydum bu nedenle tepenin üzerine oturdum ve konuşmaya başladım, henüz 5 dakika olmuştu birden arkamdan çok süratlı birşeyin geçtiğini hissettim kafamı çevirdiğimde hiçbirşey görememiştim, konuşuyor olmam ve rüzgarın esmesinden dolayı aklıma kötü bir şey getirmedim, muhtemelen hızlı bir rüzgar arkamdaki otları oynattı diye düşündüm. Görüşmem uzun sürmedi, kız arkadaşım babamlarla dışarıya çıkacağız, dönünce ben seni ararım dedi ve kapattı. Eve girdiğimde bu garip olayı çoktan unutmuştum. Aradan 3 saat geçti kız arkadaşım aradı odada kardeşim uyuduğundan beni biraz bekle dışarıya çıkayım 5 dakika sonra ararım dedim. Amacım arabayı tepenin üzerine çıkartıp hem hafiften müzik dinlemek hem de konuşmaktı, arabayı tepenin üzerinde manzaraya karşı durdurdum, güzel bir müzik açtım, kız arkadaşımı aradım. Yaklaşık 40 dakikadır konuşuyorduk oldukça keyifli gidiyordu sohbet, kız arkadaşım bir dakika beklememi istedi seni hemen ararım dedi ve kapattı, kapatınca ben bir sigara yaktım, müziği değiştirdim, kapıyı araladım dışarıda rüzgar vardı, manzaranın tadını sigarayla yoğunlaştırıyordum, sigarayı ağzıma götürdüm kafamı hafif geri aldım manzaraya bakarak sigaramdan içime çekiyordum gözlerim dikiz aynasına gitti !!!!! AMAN TANRIM!!!!! arabada arka koltukta donuk bakışlarıyla bana bakan bir surat vardı o korkunç ve ölüleri andıran gözleri o kadar içime işlediki kanım dondu, kendimi bu güne kadar hissetmediğim bir korkuda, sanki boşluğa düşercesine dizlerimin dermanın gittiğini ve elimi bile oynatamayacak kadar güçsüz kaldığımı hissettim, gayri ihtiyari bir çığlıkla kendimi kapının dışına yuvarladım çıldırmıştım tepeden eve inişim belki saniseler içerisinde gerçekleşti. Babama kekeleyerek olayı anlattım, işte o an gerçekten ne kadar korktuğumu anladım dizlerim beni daha fazla taşıyamadı yere düştüm. Babam arabayı getirdi ama orada hiç birşey olmadığını söyledi.
Şimdi düşünüyorum da uzun konuşmam süresince acaba o şey hep oradamıydı ?
02 Mayıs 2008 Cuma
Kanınız Donacak !
İşkence






















Bu işkenceleri yapan adamın seri katil oldugu
ve kurbanlarını once yakalayıp degısık turde ıskenceler yaparak oldurdugu soylenmektedır
resımlerın FaKe olmadıgı da yazılmıstır...
Müslüman Cin Çağırma Yöntemi
Havas_dua ve tılsımlar adlı kitaptan alıntıdır:
Mümin cinlerden birisini davet edip onunla görüşmek için temiz ve karanlık bir mahalde iki diz üzerine oturarak üç defa Eûzü billâhi mineş şeytânir racîm dersin, sonra yedi kez Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm dersin, sonra mümin cinlere seslenerek: Ey Allah ve resûlünün emir ve yasaklarına itaat eden mümin cinler! Hanginiz bana hayır üzerine yardım ederseniz Allah da ona yardım etsin, der ve bunu da üç kez tekrar eder, sonra ayağa kalkıp kıbleye müteveccihen durarak yedi kez cin suresini (yani Kul ûhiye'yi) okur, sonra sağ tarafa dönerek:
"Ahsenellahü ilâ men ahsene ileyye min ervâhil mü'minîn" der sol tarafına dönerek üç kez: "ye saf dîş" sonra "Bikatlamediyş" söyler sonra da bir kez şöyle dersin:
"Tezdâdu bihâ sirran ve alâ sirriküm. Esselâmü aleyküm eyyühel ervâhut tâhireti min cânnil mü'minîn."
Bu esnada müslüman cinlerden birisinin sana ESSELÂMU ALEYKÜM dediğini işitirsin. ALEYKÜM SELÂM diye ona karşılık verdikten sonra dilediğin şeyi sorup haber alabilirsin. Yalnız duanın şartı: Karanlık bir mahalde yalnız başına okumalısın. Elbisen,bedenin ve oturduğun mahal gayet temiz olmalı. Bu dua defalarca tecrübe edilmiştir. Sahihtir.
cin suresi:
Kul ûhıye ileyye ennehüstemea neferun minel cinni fekâlû innâ semi'nâ kur'ânen aceben * Yehdî iler ruşdi feâmennâ bihî velen nüşrike birabbina ehaden * Ve innehû teâlâ ceddü rabbinâ mettehaze sâhıbeten ve lâ veleden * Ve innehû kâne yekulü sefîhünâ alâllahi şetatan * Ve innâ zanennâ en len tekulel insü vel cinnü alâllahi keziben * Ve ennehû kâne ricâlün minel insi yeûzûne biricâlin minel cinni fezâdûhüm rahekan * Ve ennehüm zannû kemâ zanentüm en len yeb'asellahü ehaden * Ve ennâ lemesnes semâe fevecednâhâ müliet harasen şediyden ve şühüben * Ve ennâ künnâ nak'udü minhâ makaide lissem'ı femen yestemiıl âne yecid lehü şihâben rasaden
Eğer çağırıdğınız cin geri göitmiyorsa onları cinleri geldiğe yere geri yollama. İşte davet edilen cinleri geri yollama. (havas_dualar ve tılsımlar kitabından.)
----------------------------
cinleri dağıtmak için okunması gereken azimet şudur:
"Bismillahirrahmanirrahim. İnsarifû ilâ mekâniküm bârakellahü minküm ve aleyküm yâ ervâhıl ulviyetti ves süfliyyeti insarifû ilâ mevâtıniküm ve cealnâ min beyni eydiyhim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yübsırûn, bârakellahü minküm ve aleyküm"
Üç defa okunursa davet edilen cinler geldikleri yere geri dönerler.

adı Marcia Constantino...
YAŞI:10
YER:Maringa (State of Parana) LATİN AMERİKA
Cumartesi günü ailesiyle kiliseye gittikten sonra kayboldu.ertesi gün boş bir fabrikanın arazisinde TECAVÜZ edilmiş ÖLDÜRÜLMÜŞ ve YAKILMIŞ olarak bulundu.31.12.2007




DAHA 10 YAŞINDAYDI
23 Nisan 2008 Çarşamba
Blair Cadısı Özel Dosyası
‘Korkmak için hiçbir neden yok, yalnızca korkunun kendisi var... ve korku cehennemden bile daha ürkütücü.’
Korku sineması, son 20 yıl içerisinde çok büyük başarılara imza atmasına ve de yapımcıların gişeyi garanti altına almak anlamında en favori türü olmasına rağmen, kendini cinsellik, şiddet ve bol bilgisayar efektleri gibi yan öğelere teslim ederek ‘saf korku’( pure fear ) anlamında yaratıcılığından çok büyük ödün verdi. Son yıllarda gerçekleştirilen korku filmleri arasında yaratıcılığın ne demek olduğunu göstermek anlamında en başarılı yapım ise hiç şüphesiz ‘The Blair Witch Project’ idi.
Film çekmek amacıyla lanetli bir ormanda tehlikeli bir yolculuğa çıktıktan sonra esrarengiz bir şekilde kaybolan üç sinema öğrencisinin yaşadıklarını ellerindeki High-8 kameranın merceğinden görüntüleyen film, özellikle gerçeklik ve kurmaca arasındaki yakınlıktan yola çıkarak kafalarda oldukça şüphe bırakmıştı.
Yalnızca 30.000 dolara mal olan ve sıradan bir el kamerasıyla sadece sekiz gün içerisinde çekilen film, hiçbir yapay unsura başvurmadan adeta korkunun doğasını ekrana yansıtmayı başardı.
Korku sinemasının belki de en rahatsız edici ve de ürkütücü filmlerinden biri olan ‘The Blair Witch Project’ kelimenin tam anlamıyla görünürdeki hiçlikten yola çıkarak, izleyicisini oldukça etkileyici ve de inandırıcı bir korku yolculuğuna çıkardı.
Florida Üniversitesi’nin iki yetenekli öğrencisi, Daniel Myrick ve Eduardo Sanchez, senaryosunu, yönetimini ve kurgusunu kendilerinin gerçekleştirdikleri bu filmde, olağanüstü set tasarımlarına, profesyonel oyunculuklara, müzik ve özel efektlere yer vermeden seyirciye bir sonraki sahne için hiçbir ipucu vermeden gerçek bir korku atmosferi yarattılar.
1994 yılında Maryland ormanında kaybolan üç amatör belgesel sinemacının haberiyle başlayan ‘The Blair Witch Project’ bir sene sonra izleri bulunan bu kayıpların çektikleri video görüntülerinden oluşuyor. Bu anlamda seyirciyi ‘Acaba bunlar gerçekten oldu mu ?’gibi kuşkulu sorulara sevk eden film, yarattığı ikilemi başarıyla pazarlayarak oldukça büyük bir hasılat elde etti.
200 yıldır meydana gelen gizemli olaylardan dolayı kötü bir efsanesi olan Maryland’deki Kara Tepeler Ormanı, 21 Ekim 1994 tarihinde Heather Donahue, Joshua Leonard ve Michael Williams adındaki üç meraklı genci konuk eder.
‘The Blair Witch’( Blair Cadısı ) diye anılan yerel bir efsaneye vesile olan söz konusu orman, ziyaretçilerinin esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmasıyla ünlendi. Efsaneye bakılırsa 1785 yılında Elly Kedward adındaki biri, birkaç çocuğu evine alarak bedenlerindeki bütün kanı çekip almaya yeltendi. Büyücülük suçlamasıyla yargılanan Kedward, köy sakinleri tarafından sert bir kış dönemi köyden kovularak ölüme terk edildi.
Ertesi yıl ise Kedward’ı suçlayanlar bir anda ortadan kayboldular. Köyün üzerinde Kedward’ın lanetinin dolaştığına inanan köy halkı ise, bir daha onun ismini ağzına almadı. Fakat aradan geçen yıllar yeni insanların kaybolmasına engel olmadı. İnsanların ortadan kayboldukları Kara Tepeler Ormanı da lanetli bir yer olarak efsaneleşti ve bu efsane günümüze kadar geldi.
İşte bu efsaneyi araştırmak için yola çıkan üç öğrenci de benzer bir sonun kurbanı oldu. ‘Blair Cadısı’efsanesi üzerine yapacakları belgesel için işe çevre sakinleriyle konuşarak başlayan grup, daha sonra ormana yöneldiler. İlk önceleri her şey normal gibi görünse de güneşin batışıyla birlikte yolunu kaybeden gençler, ıssız ormanın içerisinde yapayalnız kaldılar. Soğuk ve açlığın da etkisiyle oldukça zor anlar yaşayan genç ekip, acımasız doğanın pençeleri arasında kabus dolu anlar yaşamaya başladılar.
Bütün yaşananları, Josh'un gözleri ve Heather'ın kamerasıyla gösteren film, heyecan ve klostrofobi unsurlarını çok iyi kullanarak izleyiciyi somut bir neden dayanmayan psikolojik bir gerilimin içine sürüklüyor.
Yolculuk sırasında duyulan ağaç hışırtıları, ormanın derinliklerinden gelen uğultular ve her adımda takip ediliyormuş hissi veren gölgeler filmin en öneli doğal korku öğeleri. Filmin en büyük özelliği ise, 86 dakika boyunca hiçbir şiddet ve kan öğesine yer vermemesi.
1999 yılında Sundance Film Festivali’nde keşfedilen ‘The Blair Witch Project’ kısıtlı imkanlar içerisinde, dar bir kadro ve yalnızca High-8 el kamerasıyla neler yaratılabileceğini göstererek genç ve profesyonel sinemacılara iyi bir ders verdi. Ayrıca sadece hayal gücü ve doğanın sentezinde kurgulanan bir filmin, herhangi bir yapay korku objesine gerek kalmadan umulmadık derecede insanları korkutabileceğini ispatladı.
İblisler - Gorgonlar
Pek çok kaynak ve resim incelendiğinde iblislerin tarihte ilk dinlerle birlikte ortaya çıktığı söylenebilir. İyi ve kötünün sonsuz savaşında, kötünün değişmez temsilcisidir iblisler. Farklı dinlerin ve inanç sistemlerinin onlara bakış açıları değişse de bazen bambaşka iki coğrafyada çok benzer tasvirlerine rastlamak mümkündür.
Günümüzde ise popüler kültürün sıkça kullandığı malzemelerden biri olan iblisler, senaryolar gereği oldukça çeşitlenmiş, efsane ve eski yazılardakilerden oldukça uzaklaşmışlardır. Bu yüzden bir kısmı sahip oldukları lanetler veya güçlerle hepimizin bildiği isimler olsalar da pek çoğu hakkında adından fazla birşey bilmeyiz. Bildiklerimiz ise, filmler, kitaplar veya bilgisayar oyunlarından öğrendiğimiz, yaratıcılarının zihinlerindeki abartılı imaj ve karakterlerdir.
Biz de bu karmaşanın ardındaki gizemli ve ürkütücü gerçekleri ortaya çıkarmak için ilk özel dosya serimizde iblislerden bahsedeceğiz. Gerçekler için günümüzden biraz uzaklaşıp, iblislerin tarihteki saklı kalmış tasvirlerine göz atacağız. Neyi ne için yaptıkları, nasıl yok oldukları ya da hala nasıl olup da aramızda dolaştıklarını araştıracağız. Onları sadece kazığa bağlayıp yakmayacak, nerden geldiklerini ve onların korkunç yüzleri ardındaki bilinmeyen hikayelerini öğrenmeye çalışacağız.
İlk iblis dosyamız, çok eski dönemlere ait ama hayal etmesi bugün bile korkunç dişi iblisler hakkında: Gorgonlar.
Not:Burada anlatılan herşey eskilerin anlattığı gibidir...
Gorgo kökü Yunanca’da “korkunç, berbat” demektir. Yunan mitolojisine göre Gorgonlar "korkunç", dişi canavarlardır. Deniz Tanrısı, Phorcys ve Ceto’nun kızlarıdır. Sivri köpek dişleri ve saçları yerine de zehirli yılanları vardır. Bazı kaynaklar Gorgonların altın kanatlara ve pirinç pençelere sahip olduğunu da söyler. Tüm özellikleri içinde onların en bilinen ve eşsiz özelliği ise bir Gorgon'un suratına bakmanın o kişiyi taşa çevireceğidir.
Gorgonlar üç kızkardeştirler. Bunlar Medusa, Euryale ve Stheno'dur. Eski Yunan vazo ressamları Medusa ve kardeşlerini canavar formunda doğmuş korkunç yaratıklar olarak resmetseler de beşinci yüzyıldan itibaren heykeltıraşlar ve ressamlar tarafından güzel ve korkutucu olarak tasvir edilmeye başlandı.
Medusa:
Kardeşlerden tek ölümlü olandır. Bu yüzden insanların kahramanı Perseus tarafından öldürülebilmiştir. Perseus, Graeae'nin ona verdiği ayna ile Medusa'ya bakabilmiş ve böylece kafasını taşa dönüşmeden kesebilmiştir. Bazı kaynaklar ise Hermes(Merkür)'in ona verdiği orak ve Athena'nın verdiği ayna ya da kalkan ile onu öldürdüğünü söyler. Kafasını kestikten sonra Medusa’nın boynundan denize sıçrayan iki damla kandan Chrysaor ve Pegasus doğmuştur. Bazı kaynaklarda kafası kesildiğinde Medusa'nın hamile olduğu yazar. İki çocuğun da babası "Deniz Tanrısı Poseidon"dur. Bir diğer kaynak ise Medusa'nın boynundan fışkıran her bir kan damlasının yılanlara dönüştüğünü söylemektedir.
Perseus, Medusa'nın kafasını kestikten sonra onu, taşa çevirme laneti ile, bir süreliğine silah olarak kullanmıştır. Eve, annesinin bulunduğu adaya döndüğünde, annesinin kralla zorla evlendirilmeye çalışıldığını görür ve ona “Anne, gözlerini kapat der.” Medusa’nın kafasını havaya kaldırır. Onu gören herkes lanetten ötürü bir anda taşa dönüşür.
Daha sonra ise Perseus Medusa'nın kafasını Athena'ya verir ve Athena'da onu kalkanına yerleştirir. Başka bir kaynağa göre ise Perseus Medusa'nın kafasını Argos'taki pazar yerine gömmüştür.
Ovid'e(Romalı bir şair) göre ise Medusa'nın kafasındaki yılanlar Athena'nın lanetidir. Medusa çok güzel bir kızdır ve altın sarısı saçları Poseidon'u cezbeder. Poseidon, Athena'nın bir tapınağında Medusa ile birlikte olur ve Athena buna karşılık Medusa'nın saçlarını yılanlara dönüştürür. Yüzünü de o kadar çirkin yapar ki, suratına kim bakarsa taşa dönüşür.
Euryale:
Euryale’in kelime anlamı “uzun-sıçrayan”dır. Yunan mitolojisindeki ölümsüz Gorgon'lardan bir diğeridir. Euryale kardeşlerin en büyüğüdür ve diğerleri için bir anne figürü gibidir. Tıpkı kardeşleri gibi Euryale'da baktığı her canlıyı taşa çevirirdi. Euryale’e hikayelerde genellikle yüksek sesli çığlıkları ile değinilir. Özellikle Medusa’nın Perseus tarafından öldürüldüğü hikayede.
Stheno:
Stheno Yunanca’da “güçlü” demektir. Stheno’da kardeşleri ile aynı özelliklere sahipti ve aynı kanı taşıyordu. Medusa’nın ablası ve Euryale’in kardeşiydi. Ortancaları olmasına karşın ikisinden de daha çok kişiyi öldürmüştü.
Pek çoğumuz zaten onların efsaneleriyle bir şekilde karşılaşmışızdır ama, Gorgonlar hakkındaki, yukarıdaki hikayeleri çok azımız tam olarak biliriz. Onları korkunç birer iblis, şeytan tohumu olarak görürüz, var oluşlarını salt kötülüğe mal ederiz. Onları öldüreni kahraman ilan eder, hikayelerimizde sadece bir canavar olarak tasvir ederiz. Oysa yansıtıldığının aksine onlar kötü olmak için doğmamışlardır. Örneğin Medusa’nın tek suçu güzel olmaktı kardeşleri gibi korkunç bir lanete maruz kalmak için. Euryale ve Stheno’nun laneti ise ailelerinin günahıydı. Onlar açısından hüzün dolu, gözyaşlarıyla karanlık mağaralarda geçen hayatları bizler için korkunç kabuslardır. Aslında kötülüğün altında yatanın çoğu zaman haksızlık ve bir başkasının suçunun bedelini ödemek olduğunu hatırlamak için güzel bir örnek bu hikaye. Onların da bir zamanlar bizim gibi olduğunu ve bizim de birgün onlara dönüşebileceğimizi hatırlamak için… Unutmayın ki hiçbirşey nedensiz doğmaz, bir iblis bile…







Ne olursa olsun, asla yatağımızın altına bakmamamıza, evimizin en karanlık köşesinden uzak durmamıza, uyumadan önce her zaman dua etmemize, geceleri mezarlıklardan uzak durmamıza, yürürken asla arkamıza bakmamamıza veya karanlık bir sokağa girmememize neden olan şeye dair…
